EĞİTİM

İş Temelli Öğrenme

Organize Sanayi Blgelerinde Mesleki Eğitim ve İş Temelli Öğrenme


Organize Sanayi Bölgelerinde Mesleki Eğitim ve İş Temelli Öğrenme

Özet

Meslek yüksekokullarının, meslek liselerinin ve mesleki eğitim merkezlerinin temel amacı mesleklere yönelik nitelikli insan gücü yetiştirmektir. Ülkemizde sayıları azımsanmayacak ölçüde meslek yüksekokulu, meslek lisesi, mesleki eğitim merkezi bulunmasına rağmen, işverenlerin nitelikli insan gücü bulmakta sorunlarla karşılaşmaları düşündürücü olmakla birlikte beceri boşluğunun da bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Mesleki eğitimde “beceri boşluğu”nu gidermek ve ihtiyaç duyulan alanlarda arzu edilen niteliklere uygun insan gücü yetiştirmek için eğitim yapısı gözden geçirilmeli, ihtiyaç ve beklentilere odaklı, eğitim ve iş piyasalarını birleştirebilen, etkin, hızlı karar verebilen yönetişim yapısına sahip ortaklıklara dayalı eğitim anlayışı uygulamaya geçirilmelidir.

Salt altyapısal hizmetleri sunmanın ötesinde, çevreye zarar vermeyen, enerjisini kendi üreten, bünyesinde orta- yüksek eğitim kurumları ve yüksek teknoloji yatırımların yapıldığı ve lojistik merkez, serbest bölge, teknopark, uydu kent ile bütünleşik, yeni nesil sanayi ve teknoloji bölgeleri eğitim uygulamaları için de uygun ekosistemi oluşturmaya hazır haldedirler.

Eğitenlerin ve eğitilmişlerden yararlananların aynı ortamda bulunduğu bu sistem içerisinde, tarafların etkin işbirliğini sağlayarak, altyapılarını eğitim amaçlı ortak kullanıma sunmaları, tarafların ihtiyaç ve beklentilerine uygun insan gücünü birlikte yetiştirmek için anlayış ve yöntem birliğine varmaları iş temelli öğrenme sistemini öne çıkarmaktadır.

İş temelli öğrenme; farklı insanlara farklı sonuçlar sunmakla birlikte, geniş bir yelpazedeki faaliyetleri ve faaliyet türlerini kapsayacak şekilde, her birine özgü “mesleki veya mesleki bağlamda eylem temelli veya yansıtıcı öğrenme yoluyla bilgi, beceri ve yetkinliklerin edinilmesi’ şeklinde ifade edilmektedir.

Stratejik bir perspektiften bakıldığında, yüksek kaliteli iş temelli öğrenimin sağlanması, birçok ülkenin mevcut eğitim ve öğretim politikasının temelinde yer almaktadır; Avrupa düzeyinde mesleki eğitim, eğitim-sanayi işbirliğine odaklanmış ve iş temelli öğrenme giderek artan bir şekilde kabul edilen yöntem haline gelmiştir.

İş temelli öğrenme “kazan kazan” ilkesi etrafında 4 kesimi birleştirmektedir. Bunlar, öğrenenler, üretenler, eğitim kurumları ve nihayetinde toplumdur.

Bu ortak kazancın sağlanabilmesi için iş temelli öğrenme yaklaşımının uygulamaya dönüştürülmesine yönelik ilke ve değerlerin belirlenmesi, görev ve sorumlulukların açık ve net tanımlanması, uygulama stratejilerinin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Giriş

2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun 3/ı maddesinde yapılan tanıma göre “Meslek Yüksekokulu: Belirli mesleklere yönelik nitelikli insan gücü yetiştirmeyi amaçlayan, yılda iki veya üç dönem olmak üzere iki yıllık eğitim-öğretim sürdüren, ön lisans derecesi veren bir yükseköğretim kurumudur.”

Kanun’un sözü edilen maddesinde de belirtildiği gibi meslek yüksekokullarının ana görevi mesleklere yönelik nitelikli insan gücü yetiştirmektir. Dolayısıyla meslek yüksekokullardaki eğitim ve yönetim uygulamalarının diğer fakültelerdeki akademik eğitimden ayrı düşünülmesi, hedefe “nitelikli insan gücü yetiştirme”nin konulması, akademik eğitimin ise bu hedefe ulaşmak için araç olarak kullanılması uygun bir yaklaşım olacaktır. Akademik eğitimin gerçekleştirilememe endişesi, beceri eğitiminin geri plana atılmasına vesile olmamalıdır.

Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarının amacı ise 3 ana amaç öne çıkmaktadır:

Meslek yüksekokullarında olduğu gibi meslek liselerinde de asıl hedef, okul türüne göre önem derecesi kazanmakla birlikte, istihdama hazırlamaktır. Lise diplomasına götürmeyen mesleki eğitim merkezlerinde ise mezunlarının doğrudan usta unvanıyla iş hayatına atılmaları sebebiyle “istihdama hazırlamak” çok daha önem kazanmaktadır.

Çalışma hayatında en büyük sorun, iş tecrübesi, ilgili beceri ve yetkinlik eksikliğidir. Avrupa Birliği kaynaklarında bu duruma “beceri boşluğu” da denilmektedir. Bir yandan işsizlik oranı %10’larda seyrederken, diğer yandan meslek liselerinden ve meslek yüksekokullarından önemli sayıda öğrenci mezun olurken (2016-2017 Meslek Liselerinde öğrenim gören öğrenci:1.967.232; Meslek Yüksekokullarında öğrenim gören öğrenci sayısı 2.555.926), işverenlerin ihtiyaç duydukları becerilere sahip yeni eleman bulmakta karşılaştıkları güçlükten yakınmaları önemli bir çelişkiyi ortaya koymaktadır. Mesleki eğitimde bu kadar öğrenci bulunmasına rağmen, istenilen yeterlilikte beceriye sahip insan gücü arayışlarının devam etmesi, açık bir şekilde yanlış giden bir şeylerin olduğunu göstermektedir.

Bu ve benzeri sorunlar ülkemizde olduğu gibi Avrupa Birliği ülkelerinde de dikkat çekmekte ve önemle ele alınması gereken bir konu olarak gündemde tutulmaktadır. Avrupa Konseyince yayımlanan bir rapor ile konuya ilişkin politikalar belirlenmiş stratejik önerilerde bulunulmuştur [1].

Bu genel çerçevede yaklaşıldığında mesleki eğitimde “beceri boşluğu”nu giderecek ve ihtiyaç duyulan alanlarda insan gücü yetiştirmek için uygun eğitim modellerine yönelinmeli, ihtiyaç ve beklentilere odaklı, eğitim ve iş piyasalarını daha iyi birleştirecek, etkin, hızlı karar verebilen yönetişim yapısı oluşturulmalı, ortaklıklar kurulmalı ve kalite yaklaşımlı eğitim uygulamaya geçirilmelidir.

Organize Sanayi Bölgeleri

Organize Sanayi Bölgeleri 12.04.2000 tarih ve 4562 Sayılı Kanun ile kurulan mal ve hizmet üretim bölgesi olarak tanımlanmış ve kurulmuştur.

Organize Sanayi Bölgeleri kuruluşundan beridir günden güne yapısal değişikliğe uğramıştır. Organize Sanayi Bölgelerini altyapısal hizmetler sunmanın ötesine taşıyan yeni bir bakış açısıyla, çevreye zarar vermeyen, enerjisini kendi üreten, bünyesinde orta- yüksek eğitim kurumları ve yüksek teknoloji yatırımların yapıldığı ve lojistik merkez, serbest bölge, teknopark, uydu kent ile bütünleşik, yeni nesil sanayi ve teknoloji bölgelerine dönüştürme yaklaşımı ülkemizde de benimsenmeye başlanmıştır. 

Bu haliyle yeni nesil organize sanayi bölgeleri üretim ekosistemini oluşturan tüm unsurların bir arada bulunduğu, bütüncül bir yaklaşımla, iş birliği içerisinde koordineli olarak faaliyet gösteren mal ve hizmet üretim bölgesi olma yolundadır.

Yeni nesil OSB’leri oluşturan önemli bir unsur da eğitim yapılanmasıdır. Eğitim yapılanmasının diğer unsurlarla birlikte iş birliği içerisinde yönetilmesi, reel ihtiyaç ve beklentileri karşılayacak eğitim modelinin kalite anlayışıyla bütünleştirilerek geliştirilmesi ve uygulamaya dönüştürülmesi gereklidir.

İşe Dayalı Öğrenme

İş temelli öğrenme; farklı insanlara farklı sonuçlar sunmaktadır. Bununla birlikte, geniş bir yelpazedeki faaliyetleri ve faaliyet türlerini kapsayacak şekilde, her birine özgü “mesleki veya mesleki bağlamda eylem temelli veya yansıtıcı öğrenme yoluyla bilgi, beceri ve yetkinliklerin edinilmesi’ şeklinde ifade edilmektedir. Stratejik bir perspektiften bakıldığında, yüksek kaliteli iş temelli öğrenimin sağlanması, birçok ülkenin mevcut eğitim ve öğretim politikasının temelinde yer almaktadır; Avrupa düzeyinde mesleki eğitim, eğitim-sanayi işbirliğine odaklanmış ve iş temelli öğrenme giderek artan bir şekilde kabul edilen yöntem haline gelmiştir.[2]

Avrupa Komisyonu; Avrupa eğitim ve öğretim politikalarının kalbine yüksek kaliteli iş temelli eğitim fırsatları oluşturmayı koymuştur[3]. Hazırlanan raporlar ve yapılan değerlendirmeler; bu eğitim şeklinin kişilerin istihdam edilebilirliğini ve ekonomik rekabet gücünü artırma hedeflerini karşılayabileceğini göstermektedir. Bu yaklaşımın özünde işletmelerde mesleki eğitimde geçen sürelerin, okul temelli bir programa entegre edilmesi yatmaktadır.

İş temelli öğrenme “kazan kazan” ilkesi etrafında 4 kesimi birleştirmektedir. Bunlar, öğrenenler, üretenler, eğitim kurumları ve nihayetinde toplumdur.[4]

Öğrenenler, işe dayalı öğrenme yoluyla, teorik öğrenmeyi gelecekteki sektör veya mesleklerinin beklentileriyle uyumlu hale getirme olanağına sahiptir. İş temelli öğrenmenin bu bağlamda en önemli özelliği, öğrenenin niçin öğrendiğinin bilincinde olmasıdır. Bu durum eğitimde karşılaşılan en önemli «Ne işime yarar?» sorununun çözümüdür. Öğrenci kendisini istihdama hazırlayarak kazanır.

Üretenler, iş temelli öğrenmeye katılım ile belirgin bir maliyeti üstlenmiş olmalarına rağmen, gelecekteki iş güçlerini planlama önceliğine sahip olmaktadırlar. Bu yolla üretenler, kendi ihtiyaç ve beklentilerine, çalışma ilke ve değerlerine uygun, kendi iş anlayışına göre yetişmiş bir insan gücü piyasası oluşturmaktadırlar. Ayrıca zaman içerisinde bu piyasanın genişlediği de dikkate alınırsa, kendi ürünleri arasından seçme hakkına da sahip olabilecektir.

Okul, kendi formal eğitim sistemini, o sistemden yararlananlar ile birlikte uygulamaya dönüştürme şansına sahip olmaktadır. Okul hedefleri arasında bulunan, ancak okul ortamında geliştirmekte güçlük çektiği yatay ve dikey insan ilişkilerinin, doğal seyri ve kendi dinamiği içinde geliştirmiş olmaktadır. Öğrenciye çalışma hayatının dinamiğinin sağladığı bir çok kazanım, okul amaçlarıyla birebir örtüşmektedir.

Toplumun kazancı kendini oluşturan bireyleri daha yetenekli bir iş gücüne sahip hale getirmiş olmaktır. Toplumu oluşturan bireylerin, bilgi ve beceriler gelişerek devamlılığı sağlanacaktır. Beceri ve istihdama hazırbulunuşluk yönünden, ihtiyaç ve beklentilere uygun yetişmiş bir insan gücü piyasasına sahip olmakla, işsizlik riskini önemli ölçüde azaltacaktır.

İşe dayalı öğrenme modeli:

Etkin “işe dayalı öğrenme” için "başarı faktörleri" olarak düşünülebilecek üç konu bulunmaktadır. Bunlar: yönetişim, kalite ve ortaklıklardır.

İşe Dayalı Öğrenme İçin Temel Stratejiler

İşe dayalı öğrenmeyi hayata geçirmek ve başarı elde edebilmek için ekositemin tüm unsurlarını koordineli olarak çalışmasını sağlayacak adımlar atılmalı, yönetişim yapısı kurulmalıdır. Bu konuda, genişletilmeye ve detaylandırılmaya açık olmak üzere, aşağıdaki stratejik hedefler önerilmektedir.

 

 

 

[1] Work-Based Learning in Europe Practices and Policy Pointer

[2] The European Thematic Network responsible for development of the WBL Toolkit.(https://www.wbl-toolkit.eu/)

[3] Work-Based Learning in Europe Practices and Policy Pointer

[4] The European Thematic Network responsible for development of the WBL Toolkit.(https://www.wbl-toolkit.eu/)

[5] WBL için kalite güvence sürecinin bir parçası, öğrencilerin uygun ve güvenli öğrenme ortamlarına yerleştirilmesini sağlamaktır. Öğrenicilerin sağlık ve güvenlik standartlarının farkında olmalarını ve işyerlerinde uygun bir şekilde denetlenmelerini sağlamak için mekanizmalara ihtiyaç vardır. Önemlisi, bu eğitimin yürütülmesinden sorumlu olanlar, bu görevi yerine getirmek için tamamen desteklenmeli ve nitelikli olmalıdır.

[6]  Öğrenme eksikliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmaktadır. Eksikliklerin kaynağının belirlenmesi, giderilmesi ve öğrenmelerin tamamlanmasına çalışılır. (İzleme testleri, ünite testleri, formative testler, quizler, vizeler vs.) Testler öğrencilere not vermek amacıyla kullanılmaz. Biçimlendirici değerlendirmenin iki amacı vardır. Birincisi öğrencilerin öğrenme kesikliklerini belirlemek, ikincisi de öğretimin gidişatını değerlendirmektir.

[7] Öğrenme günlükleri, öğrencinin her hafta öğrendiklerini süzgeçten geçirerek sınırlılıklarını ve güçlü yönlerini tanımasını amaçlar. Bu sayede öğrenci dönüşümlü düşünmenin temellerini atar. Öğrenci günlükleriyle; öğrenciler süreçle ilgili duygu ve düşüncelerini ifade edebilme şansını yakalayabilmekte, süreci tekrar gözden geçirebilmekte, öğretmenleriyle yazılı iletişime geçme fırsatı bulabilmektedirler. Öğrencilerin kendi öğrenmelerinde başarılı ve başarısız oldukları alanları yansıtmaları için günlükler tutmaları istenmektedir. Bu tür etkinlikler öğrencinin kendi çalışmalarını düzenleyip yürütmelerini destekler. Öğrencinin performansı hakkında bilgi edinmek için çok uygun bir yöntemdir, ancak yanlılık sorunu göz ardı edilmemelidir.


admin@bbcn.com.tr;selamibabacan@gmail.com